Türkiye genelinde tır şoförlerinin yaşadığı çalışma ve yaşam koşulları, son dönemde artan denetimler ve kesilen cezalarla birlikte yalnızca bir sektör sorunu olmaktan çıkıp vicdani bir meseleye dönüşmüş durumda.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 62. maddesi ve yerel belediye meclis kararları doğrultusunda ağır tonajlı araçların şehir içi cadde ve sokaklara park etmesi yasak. Kâğıt üzerinde düzenli ve güvenli bir trafik hedefleyen bu kurallar, sahada ise bambaşka bir gerçeklikle çarpışıyor. Çünkü o kuralların muhatabı olan şoförlerin duracak yeri yok.
Şehir merkezlerinde ve otobanda uygulanan park yasakları ve saat kısıtlamaları, özellikle uzun yol yapan TIR ve kamyon sürücüleri için bir çıkmaza dönüşmüş durumda. Bir yanda yasal zorunluluklar, diğer yanda fiilen imkânsız hale gelen koşullar… Gece belirli saatler dışında şehir içine giriş-çıkış yasak; kurallara uymayanlara ceza kesiliyor, araçlar çekiliyor. Ancak sürücüler soruyor: “Peki biz nereye gideceğiz?”
Tır şoförleri, ulusal ve uluslararası mevzuat gereği günlük ve haftalık sürüş sürelerine uymak zorunda. 9 saatlik sürüş süresi dolduğunda dinlenmeleri gerekiyor. Fakat o dinlenmenin yapılacağı güvenli bir alan çoğu zaman yok. 24 saatlik uzun dinlenme sürelerinde ise temel insani ihtiyaçlar bile karşılanamıyor. Duş yok, tuvalet yok, güvenlik yok.
Şoförlerin anlattıkları bir tercih değil, bir zorunluluğun itirafı: “Ya kuralları ihlal ediyoruz ya da ceza yiyoruz. İkisi de bizim suçumuz değil ama bedelini biz ödüyoruz. Ey yetkililer, ey kanun yapıcılar! Gözünüzü açın, kulaklarınızı tıkadığınız bu feryadı duyun! Türkiye’nin dört bir yanına hayat taşıyan, ekonominin can damarı olan tır şoförleri olarak, artık sabrımız kalmadı! Bizler, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 62. maddesi ve belediye meclis kararları adı altında uygulanan akıl dışı park yasakları ve saat kısıtlamalarıyla boğuşurken, sizler makamlarınızda rahat uyuyor musunuz?” diye soruyorlar.
“Karada yer yok, havada yer yok, denizde zaten yok! Biz nerede duracağız? Sosyal devlet göreve!” diye çağrıda bulunan TIR Şoförleri,” Bu bir isyan çığlığıdır! Günlük ve haftalık sürüş süreleri mevzuatla belirlenmişken, dinlenmek zorunda olduğumuzda başımızı sokacak güvenli bir yer bulamıyoruz. Tuvalet, duş, yemek, konaklama gibi en temel insani ihtiyaçlarımızı karşılayacak tesisler nerede? Yok! Ya kuralları çiğneyeceğiz ya da ceza yağmuruna tutulacağız. Bu nasıl bir ikilem, bu nasıl bir adaletsizlik?
Bizler, market raflarındaki ürünlerden sanayinin çarklarını döndüren hammaddelere kadar her şeyi taşıyoruz. Ülkenin yükünü sırtlanırken, karşılığında gördüğümüz muamele bu mu olmalı? Lojistik sektörü görmezden gelinemez, bizler yok sayılamayız!”
Valilikler, belediyeler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nı ve şoför esnafının temsilcisi olan Şoförler ve Otomobilciler Odası yetkililerini göreve davet eden TIR Şoför esnafları, “Bu çağrı size! Sözde değil, özde çözüm istiyoruz! Otoyollar ve şehir giriş-çıkış noktalarında modern, güvenli, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak tır parkları ve sosyal tesisler derhal inşa edilmelidir. Denetim ve ceza sopasıyla bu sorun çözülmez, çözülemez! Planlı altyapı yatırımları ve sektörle iş birliği içinde geliştirilecek politikalarla kalıcı çözümler üretmek zorundasınız!
Aksi takdirde, bu mağduriyet katlanarak artacak, lojistik zincirinde yaşanacak aksaklıklar tüm ülkeyi derinden etkileyecektir. Bu uyarıyı dikkate alın, yoksa bu tekerlekler bir gün durduğunda, bedelini tüm Türkiye öder! Sosyal devlet, vatandaşının yanında olmak zorundadır. Görevinizi yapın!” diyerek isyanlarını dile getirdiler.
Uzmanlar da aynı uyarıyı yapıyor: Bu sorun yalnızca denetimle, cezayla çözülemez. Planlama gerekir, yatırım gerekir, en önemlisi sahadaki insanı dinlemek gerekir. Aksi halde sadece şoförler değil, tüm ülke zarar görecek. Çünkü aksayan her lojistik zinciri, raflara yansır, üretime yansır, hayata yansır. Ve o zaman mesele bir sektörün değil, bir ülkenin sorunu haline gelir.