Aziz Dağtekin Yazdı
Bazıları çıkıp her fırsatta şunu söylüyor:
“Ben ülkücüyüm.”
“Çok bedel ödedim.”
İyi de…
Bu dava size ne borçlu?
Çünkü gerçek bedel;
mikrofon başında anlatılan değil,
mezar taşına yazılandır.
Bu hareketin gerçek sahipleri;
televizyon ekranlarında bağıranlar değil,
evladını toprağa verip “vatan sağ olsun” diyebilen analardır.
Kolunu,
bacağını,
gençliğini bu ülkeye bırakmış gazilerdir.
Ülkücülük;
geçmişte yaptığını ömür boyu tahsil etme makamı değildir.
Ülkücülük;
devlet zor durumdayken kenara çekilmemektir.
İşine gelince susup,
işine gelince bağırmamaktır.
Rüzgâra göre saf değiştirmemektir.
Ülkücü;
hak yemez.
Ülkücü;
küçüğünü ezmez.
Ülkücü;
makam için karakterini satmaz.
Ve gerçek ülkücü…
Davanın adını kullanıp şahsi ikbal devşirmez.
Bugün “dava” diye konuşulan birçok yerde;
ülküden çok hesap var.
Koltuk hesabı…
İhale hesabı…
Güç hesabı…
Ama kimse kusura bakmasın:
Menfaatin olduğu yerde dava değil,
pazarlık başlar.
Bir de en acısı şu…
Bu hareketin yükünü yıllarca sırtında taşıyan sessiz insanlar var.
Ne televizyona çıktılar,
ne alkış beklediler,
ne de fedakârlıklarını reklam yaptılar.
Çünkü onlar şunu biliyordu:
Vatan için yapılan fedakârlığın faturası millete kesilmez.
Bugün herkes slogan atıyor…
Ama slogan büyüdükçe,
samimiyet küçülüyor.
O yüzden mesele bağırmak değil.
Adam kalabilmek.
Çünkü ülkücülük;
öfkesini kontrol edebilmektir.
Güç eline geçtiğinde ahlakını kaybetmemektir.
Ve gerektiğinde,
hiçbir çıkar beklemeden
devletinin yanında durabilmektir.
İşte gerçek ülkücülük budur.
Kısacası Ülkücülük rozette değil…
Karakterde yaşar…
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz