Gezi’den Tahran’a Aynı Senaryo

Aziz DAĞTEKİN Yazdı


Tarih bazen kendini tekrar etmez; ama aynı yangını farklı coğrafyalarda, farklı kostümlerle yeniden çıkarır. Bugün İran sokaklarında yankılanan öfke, yalnızca bir ekonomik krizin sesi değildir. O ses, daha önce başka meydanlarda, başka dillerde, başka sloganlarla duyulmuştur. Tanıdıktır. Fazlasıyla tanıdık.

Bir zamanlar “çevre hassasiyeti” ambalajına sarılan bir isyan, kısa sürede küresel aparatların oyun sahasına dönüşmüştü. Parktı, ağaçtı, özgürlüktü… Sonra barikat oldu, molotof oldu, kaos oldu. Bugün İran’da yaşananlar da aynı madalyonun öteki yüzüdür. Bir yüzünde ekonomik sıkıntılar vardır; öbür yüzünde ise emperyal aklın müdahalesi.

Bu senaryo yenidir diyenler aslında yanılıyorlar. Bu operasyon aynı kalem, aynı el, aynı plan tarafından yönlendirilmektedir..

Çarşıdan başlayan huzursuzluk, bir anda ülke geneline yayılan şiddete dönüşüyorsa; masum talepler bir gecede organize kargaşaya evriliyorsa, sokaklar hızla vekâlet savaşlarının alanına çevriliyorsa, orada artık “halk hareketi” değil, operasyon vardır.

Ve bu operasyonların arkasında kimlerin olduğu artık gizlenmiyor bile.

GEZİ’DEN TAHRAN’A UAZANAN AYNI EL, AYNI GÖLGE!

Coğrafyalar değişir, sloganlar tercüme edilir, ama yöntem asla değişmez. Önce ekonomik kırılganlık kaşınır. Ardından toplumsal fay hatları harekete geçirilir. Medya, sosyal ağlar, sözde insan hakları örgütleri devreye sokulur. Sonra “orantısız güç”, “özgürlük”, “demokrasi” manşetleri servis edilir.

Amaç ne özgürlüktür ne demokrasi.

Amaç, dirençli devletleri zayıflatmak, itaat etmeyen milletleri hizaya sokmak, bağımsız karar alma yeteneğini felç etmektir.

Bugün İran’da hedef alınan şey sadece bir yönetim değil; bölgesel denge, tarihsel hafıza ve bağımsız duruştur. Tıpkı geçmişte başka ülkelerde olduğu gibi. Bu yüzden mesele, bir ülkenin iç meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır.

KANLI NERON SAHNEDE

Roma’yı yakarken lir çaldığı söylenen Neron, tarihe zulmün ve çılgın iktidar tutkusunun sembolü olarak geçti. Bugün ise 21. yüzyılın Neron’u, kravatlı, kameralar önünde, küresel güç saraylarında konuşuyor.

21. yüz yılın kanlı Neron‘u  olan Trump, Kendisini durduracak tek şeyin “kendi ahlakı ve aklı” olduğunu söyleyen bir zihniyet, aslında tüm insanlığa şunu ilan ediyor:
“Hukuk bitti. Güç benim.”

Bu anlayış, uluslararası hukuku ayaklar altına alıyor. Savaşları meşrulaştırıyor ve işgali normalleştiriyor. Bugün dünyada yaşanan kaosun, çatışmaların ve bitmeyen savaşların arkasında bu zihniyet vardır.

Petrol için, maden için, su için…
Ama en çok da itaat etmeyenler için.

Bu yüzden İran, Venezuela, Orta Doğu, Afrika, Asya… Hepsi aynı haritanın parçalarıdır.

Ve bu harita kanla çizilmektedir.

YAPAY KURUMLARIN ÇÖKÜŞÜ

Bu yeni dünya düzensizliğinde en büyük aldatmaca, “uluslararası kurumlar” masalıdır.

NATO, bir güvenlik şemsiyesi olmaktan çıkmış; güçlü olanın zayıfı ezdiği bir araç hâline gelmiştir.
BM ise, mazlumların değil, veto sahiplerinin kulübüne dönüşmüştür.

Bugün bir ülke işgal edilirken sessiz kalan, çocuklar ölürken rapor yazan, şehirler yıkılırken “endişeliyiz” demekle yetinen bu yapılar, ahlaki ve siyasi iflaslarını çoktan ilan etmiştir.

Yeni dünya düzeninde bu kurumlar ya köklü biçimde değişecek ya da tarihin tozlu raflarına kaldırılacaktır.

Çünkü adaletin olmadığı yerde düzen olmaz.
Hukukun işlemediği yerde barış olmaz.
Güçlünün hukukunun geçerli olduğu yerde ise insanlık hayatta kalamaz.

DÜNYA YANIYOR, GERÇEK HASTA KİM?

Bir zamanlar “hasta adam” diye damgalanan imparatorluklar vardı. Bugün ise asıl hasta olan, dünyayı ateşe veren, her krizi fırsata çeviren, her savaşı normalleştiren sistemdir.

İçten çürüyen, toplumsal dokusu çözülen, şiddeti ve kaosu ihraç eden bu yapı, başkalarını yıkarak ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Ama tarih şunu defalarca göstermiştir:
Başkalarını yakarak var olanlar, eninde sonunda kendi külleriyle yüzleşir.

Dün Roma yandı.
Bugün dünya yanıyor.

Ve bu yangını söndürecek olan; küresel çeteler, yapay kurumlar ya da kanlı Neronlar değil…
Milletlerin feraseti, birlik şuuru ve bağımsız duruşudur.

Çünkü tarih, sonunda hep şunu yazar:
Ateşi yakanlar değil, direnenler kazanır.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

Trafik Sigortasında Basamak Sistemi Değişti: Primler Neden Uçtu?

Zorunlu trafik sigortasında yeni yılın ilk prim tarifesi açıklandı. Sigorta Bilgi Merkezi tarafından duyurulan azami …

Bir yanıt yazın