Aziz DAĞTEKİN ile Pazar Sohbeti
İran Sokaklarından Dünya Haritasına! Maskeler Düştü, Oyun Ortada…
Ortadoğu’da artık hiçbir şey yoruma açık değildir.
Çünkü yorum dönemi bitmiş, itiraf dönemi başlamıştır.
Bir ülkede aynı anda sokaklar karışıyorsa, ekonomi düğmeye basılmış gibi çöküyorsa, medya tek merkezden aynı manşetleri atıyorsa; orada ne “halk hareketi” vardır ne de “demokrasi talebi”.
Orada plan vardır, proje vardır, harita vardır.
Bugün İran’da olan tam olarak budur.
Ve bu kez fark şuradadır:
Maske düşmüştür.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, “Protestocular öldürülürse vururuz” sözü, yıllardır cilalanan yalanın açık itirafıdır.
Mesele demokrasi değildir.
Mesele insan hakları hiç değildir.
Mesele itaat etmeyen devletlerdir.
Bir ülkenin iç karışıklıklarını bahane edip, açık askerî tehdit savurmak; uluslararası hukukun değil, emperyal küstahlığın dilidir.
ABD bir yandan “halkın yanındayız” derken, öte yandan o halkın yaşadığı topraklara füze gösteriyorsa,
burada savunulan şey halk değil, haritanın kendisidir.
Evet, İran’da yoksulluk vardır.
Evet, halkın itirazları gerçektir.
Ama asıl soru şudur:
Bu itirazlar kimin planına hizmet etmektedir?
Bu filmi daha önce görmedik mi?
Suriye’de böyle başlamadı mı?
Irak’ta aynı senaryo oynanmadı mı?
Libya’da “özgürlük” diye sunulmadı mı?
Önce ekonomik boğma…
Sonra sokakların kaşınması…
Ardından “demokrasi” manşetleri…
Ve finalde: yıkım, bölünme, işgal.
Kazanan kim oldu?
Harita çizenler.
Kaybeden kim oldu?
Halklar.
Bugün İran için kullanılan dil, dün Irak ve Suriye için kullanıldı.
Aynı merkezler…
Aynı kavramlar…
Aynı vaatler…
Çünkü ortada yıllardır adım adım ilerleyen bir proje vardır:
Dört ayaklı Büyük Kürdistan Projesi.
Bu bir etnik proje değildir.
Bu, Büyük İsrail hedefinin harita ve güvenlik altyapısıdır.
Irak ayağı fiilen kurulmuştur.
Suriye ayağı kanla ve yıkımla inşa edilmiştir.
Türkiye ayağı yıllardır terörle, ekonomiyle, iç gerilimlerle zorlanmaktadır.
Şimdi sıra İran’dadır.
Çünkü İran düşerse,
haritanın üçüncü ayağı tamamlanacaktır.
Ve işte tam bu noktada,
yıllar önce TBMM kürsüsünden yapılan tarihî uyarı yankılanmaktadır.
Necmettin Erbakan ne demişti?
“Irak’ta bir parça,
Suriye’de bir parça,
İran’da bir parça,
Türkiye’de bir parça olacak şekilde
dört ayaklı bir Kürdistan kurmak istiyorlar.
Bu, Büyük İsrail projesinin bir parçasıdır.”
Bu sözler slogan değildi.
Hamaset hiç değildi.
Bu, devlet aklıyla yapılmış bir tarih okumasıydı.
Bugün gelinen nokta,
Erbakan Hoca’nın nasıl haklı çıktığını göstermektedir.
Ve şimdi başka bir gerçeği daha konuşmak zorundayız.
Diplomasinin yerini Trumplomasi almıştır.
Artık masada hukuk yoktur.
Masada ahlak yoktur.
Masada sadece güç vardır.
ABD bugün dünyanın en büyük korsan devleti hâline gelmiştir.
Devletlerarası korsanlık dönemi başlamıştır.
BM suskundur.
NATO işlevsizdir.
Uluslararası hukuk raflardan düşmüştür.
Kara Korsan Trump’ın gemileri,
ülkelerin egemenliğine el koymaktadır.
Bu yüzden savaş tehlikesi,
hiç olmadığı kadar yakındır.
İran’da huzurdan söz etmek,
Hamaney olduğu sürece zor;
Trump ABD’nin başında olduğu sürece ise imkânsızdır.
İran sokakları CIA ve Mossad ajanlarıyla kaynarken, Trump’ın “İran özgürlüğe bakıyor, ABD yardıma hazır” sözlerini iyi okumak gerekir.
Bu sözler yardım vaadi değil,
darbe mesajıdır.
Ambargolarla bölgeyi ateş topuna çeviren kimdir?
Ekonomileri boğan kimdir?
Toplumsal öfkeyi büyüten kimdir?
Cevap nettir.
Bu noktada artık şunu söylemek zorundayız: Müslüman coğrafyalar, özlerine dönmek zorundadır. İslam’da birlik sağlanmadan,
bu oyun bozulamaz.
Böl, parçala, yut…
Bu; acımasız kapitalizmin ve Siyonist aklın ürünüdür.
Dün komünizmi tehlike diye gösterip kapitalizmi parlatanlar, bugün o düzenin enkazını insanlığa yıkmaktadır.
Oysa İslam, sosyalizmin vaat ettiğinden fazlasını emreder.
Adaleti…
Paylaşımı…
İnsanı…
Ve işte bu yüzden,
küresel oyun kurucular paniktedir.
Çünkü uyanan bir İslam dünyası, çöken bir emperyal düzen demektir.
Bu Pazar Sohbeti bir rejimi savunmak için yazılmadı.
Bu Pazar Sohbeti baskıyı aklamak için yazılmadı.
Bu Pazar Sohbeti , oyunun tamamını görmek isteyenler için yazıldı.
Ve artık soru şudur:
Uyuyacak mıyız?
Yoksa uyanacak mıyız?
Ekonet Haber Taraftar Değil, Haberciyiz