Aziz Dağtekin İle Pazar Sohbeti
Tarih, sadece bir takvim yaprağı değil, bir milletin vicdanının hafızasıdır. Ancak bu hafıza, son yüz yılda sistemli bir şekilde silinmeye, yeniden yazılmaya ve kendi öz değerlerinden koparılmaya çalışıldı. Bugün dönüp baktığımızda, Osmanlı’nın o muazzam 700 yıllık çınarından koparılan bir gövdenin, köklerine nasıl düşman edildiğini ibretle izliyoruz.
“Hürriyet” naraları altında, aslında Batı’nın sömürgeci aklına duyulan bir hayranlığın esiri olduk. İttihat ve Terakki’den bu yana süregelen o “yıkım projesi”, kendi medeniyet kodlarımızı “vahşi” ilan edip, İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyan emperyalizminin “medeniyet” diye pazarladığı o zehirli paketlere mahkûm etti bizi.
Bir Zihniyetin İşgali
Büyük devlet adamı Sultan Abdülhamid Han döneminde temelleri atılan o kuşatma, maalesef Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte çok daha sistematik bir hale dönüştürüldü. Selanik’te yuvalanan odakların, “vatandaş takası” kisvesi altında bu toprakların dokusuna nasıl sızdığını, devletin kılcal damarlarına kadar nasıl yayıldığını görmek için sadece son yüzyılın fotoğrafına bakmak yeterlidir.
Bugün, o dönemden bu yana devletin her kademesinde, her bürokratik hücrede “söz ve yetki sahibi” olan o klikler, maalesef kurucu iradenin temel ilkelerini de istismar ederek, Atatürk‘ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir kale gibi işgal etmiştir.
Beka Sorunu: Dışarıda Değil, İçeride
Bize yıllarca “sınır dışından kim saldıracak?” diyerek bir korku imparatorluğu pazarladılar. Sanayileşmemizin önüne barikatlar kurdular, yerli ve milli olan her girişimi “gericilik” yaftasıyla boğdular. Batı’nın kapısında bekleyen, kendi yöneticisini yabancı elçiliklere şikayet etmeyi “diplomasi” sanan bir zihniyetle, bu ülkenin kalkınmasına her daim pranga vurdular.
Her on yılda bir, bu ülkede huzursuzluk tohumları ekerek Ordu’yu siyasete müdahaleye zorlayan, milli iradeyi vesayetin gölgesinde tutan aynı “kadrolardır”. Ecdadımıza söven, dilimizi, tarihimizi ve inancımızı yozlaştıran, bizi kendi geçmişimizden “dilsiz ve talihsiz” kılan bu zihniyet, hala aynı mival üzere faaliyetlerine devam etmektedir.
Uyanış Vakti
Artık yeter! Bu ülkenin gerçek sahipleri, o köksüz ve dışarıya göbekten bağlı vesayetçilerin entrikalarını çoktan çözmüştür. Ecdadımızın rotasından sapan, Batı’nın şakşakçılığını yapmayı “aydınlık” sanan bu yapının, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası üzerindeki karanlık gölgesi artık dağılmalıdır.
Bizim derdimiz, bu toprakların evlatlarının kendi öz değerlerine, kendi iradesine ve kendi tarihine sahip çıkmasıdır. 700 yıllık bir imparatorluğun mirasçısı olan bu millet, dilsiz, hafızasız ve köksüz bırakılamaz.
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz