Aziz Dağtekin Yazdı
24 yıllık Dünya Kupası hasreti bir kez daha sona erdi.
Ama asıl soru şu:
Gerçekten mücadele ederek mi elendik?
Yoksa sahaya çıkıp formalite icabı mı oynadık?
Paraguay karşısında alınan 1-0’lık mağlubiyet sadece bir skor değildir. Bu sonuç, yıllardır Türk futbolunu kemiren zihniyetin iflasıdır.
Rakibiniz 10 kişi kalıyor.
Dünya Kupası’nda kader maçına çıkıyorsunuz.
Milyonlarca insan ekran başında nefesini tutmuş sizi izliyor.
Ve siz bir kişi fazla oynadığınız maçta rakip kaleyi abluka altına almak yerine yan paslarla, geri paslarla ve anlamsız top çevirmelerle vakit geçiriyorsunuz.
Sonra da çıkıp “şanssızdık”, “kader bizden yana değildi” diyorsunuz.
Gerçekten mi?
İki maçta sıfır gol atan bir takımın kaderden şikayet etmeye hakkı var mı?
İki maçta sıfır puan alan bir takımın talihsizliğe sığınması ne kadar inandırıcı?
Bu ucuz bir savunma değil de nedir?
Kader, mücadele edenlerin bahanesi değildir.
Kader, son düdüğe kadar savaşanların sığındığı bir liman da değildir.
Kader diyebilmeniz için önce sahada her şeyinizi vermeniz gerekir.
Bu takım verdi mi?
Taraftarın gördüğü cevap çok net: Hayır!
Daha da vahimi, teknik direktörün maç sonrası kullandığı söylemler.
“Futbol mantık değil.”
Belki de Türk futbolunun son yıllardaki çöküşünü anlatan en tehlikeli cümle budur.
Futbol elbette sadece matematik değildir.
Ama futbol aynı zamanda akıldır.
Planlamadır.
Disiplindir.
Karakterdir.
Organizasyondur.
Rakip 10 kişi kalmışken nasıl oynayacağını bilmektir.
Pozisyona girdiğinde nasıl gol atacağını bilmektir.
Sahada ne yaptığını bilmektir.
Eğer futbol mantık değilse, neden dünyanın bütün büyük futbol ülkeleri yıllardır bilimle, veriyle, analizle ve sistemle başarıya ulaşıyor?
Başarısızlığın üzerini romantik cümlelerle örtmeye çalışmak artık kimseyi ikna etmiyor.
Türk halkı aptal değil.
Sahada ne gördüğünü biliyor.
Mesele kaybetmek değil.
Bu millet tarih boyunca çok yenilgi gördü.
Ama mücadele etmeyenleri hiçbir zaman sevmedi.
Bugün insanların öfkesinin nedeni elenmek değil.
Bugün insanların öfkesinin nedeni sahada Türk Milli Takımı’nın ruhunu görememek.
Çünkü o forma sadece bir spor forması değildir.
O forma milyonların gururudur.
O forma son nefesine kadar savaşmayı gerektirir.
Bugün sahada gördüğümüz şey ise mücadele eden bir takım değil, sorumluluktan kaçan bir görüntüydü.
Maç bitince dökülen gözyaşları mı?
Kusura bakmayın…
Taraftar artık sonuçtan sonra gelen timsah gözyaşlarına değil, maç boyunca gösterilen karaktere bakıyor.
Çünkü gözyaşı değil mücadele ikna eder.
Bugün herkes aynı soruyu soruyor:
Milli takım gerçekten Dünya Kupası’na gitmek istedi mi?
Eğer istediyse neden sahada bunu göremedik?
24 yıllık hasret bitmedi.
24 yıllık özlem, bir kez daha ruhsuzluğa kurban edildi.
Ve kimse buna kader demesin.
Çünkü ruhsuzluk kader değildir.
Ruhsuzluk bir tercihtir.
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz