Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Zaman, en acımasız zalimdir. Kimseye torpil geçmez, kimseyi beklemez. Saraylardan da geçer, bodrum katlardan da… Ve herkesin cebinden, fark ettirmeden, bir ömür çalar. İşte bu yüzden asıl soru şudur: Giderken insan olarak mı gidiyoruz, yoksa sadece yaşamış gibi mi yapıyoruz?
İnsan hata yapar. Bu, ne bir inanç meselesidir ne de bir kültür. Bu, insan olmanın kaçınılmaz yazgısıdır. Yanılırız, kırarız, susmamız gereken yerde bağırır; konuşmamız gereken yerde susarız. Bazen bir başkasının hakkını çiğner, bazen kendi vicdanımızı sustururuz. Asıl felaket, hatanın kendisi değil; hatayı normalleştirmektir. Asıl çürüme, “Benden bir şey olmaz” demek kadar, “Nasıl olsa affedilirim” diyerek kötülükte ısrar etmektir.
Tövbe, yalnızca bir dini kavram değildir.
Tövbe, insanın kendine karşı dürüst olabilmesidir.
Tövbe, yanlışta diretmemektir.
Tövbe, “Ben hata yaptım” diyebilecek kadar insan kalabilmektir.
Bugün dünya, tövbe etmeyenlerin elinde yanıyor.
Pişmanlık duymayan zalimlerin, yüzü kızarmayan katillerin, vicdanı çoktan iflas etmiş iktidarların elinde…
Çocukların açlıktan öldüğü coğrafyalarda tok yalanlar konuşuluyor.
Mazlumların çığlığı bastırılırken, zalimler kürsülerden ahlak dersi veriyor.
Ve ne yazık ki en büyük günah, artık utanmamaktır.
Buradan haykırıyorum:
Zalim olan herkes, hangi bayrağı taşıdığına bakılmaksızın zalimdir.
Hangi inancı kullandığına bakılmaksızın, insanı ezen herkes suçludur.
Dini, ideolojiyi, milliyeti; kötülüğüne kalkan yapanların hepsinden insanlık nefret ediyor. Çünkü insanlık, zulümle asla aynı safta durmaz.
Ama hâlâ bir umut var.
Çünkü insan, en karanlık anda bile yönünü değiştirebilen tek varlıktır.
Bir an durmak…
Bir an susmak…
Bir an kendine şu soruyu sormak yeterlidir: “Ben, başkasının hayatında bir yara mıyım, yoksa bir merhem mi?”
İşte tövbe, tam da bu soruda başlar.
Kalp, pas tutar. Vicdan, ihmal edilirse körelir. Küçük haksızlıklar, alışkanlığa dönüşür. Önce “önemsiz” dersin, sonra “herkes yapıyor” dersin, en sonunda da “ben haklıyım” noktasına gelirsin. O noktada insan, kendini kaybeder. Akıl görmez, göz ayırt etmez, dil hakikati söylemez olur.
Bugün ihtiyacımız olan şey, daha fazla slogan değil; daha fazla vicdandır.
Daha fazla bağırmak değil; daha fazla utanabilmektir.
İnanan için bu, tövbedir.
İnanmayan için bu, yüzleşmedir.
Ama ikisi de aynı kapıya çıkar: İnsanca yaşamak.
Ve unutmayalım: İnsanlık, affedeni sever ama zulmü asla unutmaz.
Merhamet, güçsüzlük değil; en büyük direniştir.
Ve kötülüğe bulaşmış hiçbir el, tövbe ile temizlenmeden masum değildir.
Belki bugün…
Belki bu gece…
Belki tam da şimdi…
İnsan, kendine dönmelidir.
Çünkü dünya, zalimlerden çok; sessiz kalanlar yüzünden bu halde.
Ekonet Haber Taraftar Değil, Haberciyiz