| Aziz Dağtekin ile Pazar Sohbeti |
Bugün Pazar.
Ama bu bir tatil yazısı değil.
Bu, dünyanın yüzüne çarpılan bir tokattır.
Artık kimse bizi aptal yerine koymasın.
Kimse “demokrasi”, “insan hakları”, “hukuk devleti” gibi süslü kelimelerin arkasına saklanmasın.
Çünkü gerçek ortada duruyor ve haykırıyor:
Dün Türkiye’de FETÖ eliyle yapılmak istenen neyse, bugün Venezuela’da yapılan odur.
Yöntem aynı.
Senaryo aynı.
Akıl aynı.
Sadece oyuncular ve sahne değişmiştir.
2016’da Türkiye’de ne yapılmak istendi?
Seçilmiş iktidar devrilecek, milli irade gasp edilecek, ülke vesayet altına alınacaktı.
Aparat kimdi?
FETÖ.
Peki bugün Venezuela’da ne yapılıyor?
Seçilmiş devlet başkanı gayrimeşru ilan ediliyor, ülke kaosa sürükleniyor, ekonomik ambargolarla halk açlığa mahkûm ediliyor.
Ama bu kez fark ne biliyor musunuz?
Bu kez ABD aparat kullanmıyor.
Bu kez darbenin kendisi sahnede.
Normalde ne yapardı?
Bir örgüt bulur, bir muhalif figür parlatır, bir “özgürlük” masalı anlatır, sonra perde arkasından ülkeyi yakardı.
Irak’ta yaptı.
Libya’da yaptı.
Suriye’de yaptı.
Ama Venezuela’da artık zahmete bile girmiyor.
Çünkü şımarıklık zirvede.
Çünkü cezasızlık alışkanlık yaptı.
Açık açık diyorlar:
“Bu petrol bizim.”
“Bu ülke bizim çıkar alanımız.”
“Bu lider bizim istemediğimiz biri.”
Ve utanmadan buna demokrasi diyorlar.
İşte vicdanları sızlatan ikiyüzlülük tam da burada başlıyor.
Binlerce çocuğun, kadının, sivilin ve gazetecinin ölümünden sorumlu Katil İsrail Başbakanı’nı kırmızı halılarla karşılayan bir ABD, aynı anda başka bir ülkeye “hukuk” dersi veriyor.
Soruyorum:
Hangi hukuk?
Kimin hukuku?
Lahey nerede?
Uluslararası Ceza Mahkemesi neden kör, sağır, dilsiz?
BM neden suskun?
Çünkü artık herkes biliyor:
Bu dünyada hukuk, güçlünün emrindedir.
Adalet terazisi, petrol varillerinin altında ezilmiştir.
Güçlüysen suç işlemek serbesttir.
Zayıfsan yaşama hakkın bile müzakere konusudur.
Daha da acı olan ne biliyor musunuz?
Biz bu korsanlığa, bu haydutluğa, bu vahşi kapitalist saldırıya üzülürken;
Venezuela halkının bir kısmı üzülmedi.
Aksine sevindi.
Alkışladı.Seçilmiş liderinin devrilmesini kurtuluş sandı.
İşte emperyalizmin en büyük başarısı budur.
Tankla değil, bilinçle kazanır.
Bombayla değil, algıyla işgal eder.
Türkiye’de 15 Temmuz’da bunu başaramadılar.
Çünkü millet ayağa kalktı.
Çünkü irade teslim olmadı.
Ama her ülke aynı refleksi gösteremiyor.
Çünkü yıllarca umutları çalınmış, özgüveni yok edilmiş, zihni köleleştirilmiş toplumlar var.
Ve dünya ne yapıyor?
Hiçbir şey.
Gazze yanıyor, dünya susuyor.
Venezuela boğuluyor, dünya susuyor.
Afrika talan ediliyor, dünya susuyor.
Çin susuyor.
Rusya susuyor.
Avrupa susuyor.
Büyük güçler susuyorsa bilin ki pazarlık yapılmıştır.
Paylaşım masası kurulmuştur.
Kim neyi alacak bellidir:
Biri petrolü,
biri altını,
biri stratejik coğrafyayı…
Mazluma ise sadece mezar düşer.
Bu bir dünya düzeni değil.
Bu bir yağma düzenidir.
Bu bir ahlaksızlık sistemidir.
Ve artık şu gerçeği kabul edelim:
ABD’nin demokrasi anlatacak hiçbir ahlaki meşruiyeti kalmamıştır.
Bu devlet, bugün küresel ölçekte tehlikeli bir haydut gibi davranmaktadır.
Kravatlıdır ama kanlıdır.
Gülümsüyor ama yıkıyor.
Konuşuyor ama öldürüyor.
Bu Pazar sohbeti bir ülkenin değil, susturulmuş bütün halkların çığlığıdır.
Bu yazı bir siyasi görüş değil, vicdan testidir.
Ve son sözümüz şudur: Tarih sadece zalimleri değil, onlara sessiz kalanları da yargılayacaktır. Bugün susanlar, yarın “biz bilmiyorduk” diyemeyecek. Çünkü her şey gözümüzün önünde oldu.
Ekonet Haber Taraftar Değil, Haberciyiz