Aziz DAĞTEKİN Yazdı
İran’daki sokak hareketlerini yalnızca “halk tepkisi” olarak okumak, fotoğrafın en kritik yerini bilinçli biçimde görmezden gelmektir. Çünkü sahadaki tablo, organik bir toplumsal patlamadan çok daha fazlasına işaret etmektedir.
Güvenlik çevrelerinde yüksek sesle dile getirilen güçlü bir iddiaya göre; İran’daki kaosu diri tutan, eylemleri sürekli canlı hâlde tutan ve sokakları kontrolsüz bir şiddet sarmalına sürükleyen unsurların önemli bir bölümü, İsrail tarafından finanse edildiği öne sürülen PKK/YPG ve PJAK (PJK) bağlantılı militan ağlardır.
Bu yapılar:
-
Sivillerin arasına sızarak kitleyi kalkan olarak kullanmakta
-
Provokatif eylemlerle güvenlik güçleriyle çatışmayı tırmandırmakta
-
Olayları uluslararası medyada “rejim çöktü” algısına dönüştürmeye çalışmaktadır
Bu tablo, klasik bir ajanlaştırılmış sokak modelinin birebir yansımasıdır.
40 MİLYON TÜRK BU OYUNUN DIŞINDADIR
Özellikle altı çizilmesi gereken hayati bir gerçek vardır:
İran’da yaşayan yaklaşık 40 milyon Türk, bu sokak hareketlerinin parçası değildir.
Bu kitle:
-
Ne etnik temelli ayrışmanın içinde yer almıştır
-
Ne de dış kaynaklı provokasyonlara destek vermiştir
-
Aksine istikrarsızlığın kendi coğrafyasına yayılmasından derin endişe duymaktadır
Bu gerçek, yaşananların bir “halk isyanı” değil; seçici olarak yönlendirilen, belirli hücreler üzerinden sürdürülen bir kaos mühendisliği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İRAN’IN ESKİ HATASI! DOKUNULMAZ KILINAN PKK SEMPATİZANLARI
Bugün gelinen noktada, İran yönetiminin geçmişte yaptığı stratejik bir hata da bütün çıplaklığıyla görünür hâle gelmiştir.
Uzun yıllar boyunca:
-
PKK/PJAK sempatizanları “denge unsuru” olarak görülmüş
-
Bölgesel hesaplar uğruna bu yapılar kollanmış, dokunulmaz alanlar tanınmış
-
“Bize karşı kullanılmaz” yanılgısıyla göz yumulmuştur
Bugün ise aynı unsurlar:
-
Sokakları canlı tutan
-
Şiddeti tırmandıran
-
Devleti yıpratmayı hedefleyen ajanist faaliyetlerin merkezinde yer almaktadır
Bu yapıların refleksi nettir:
Devlet zayıflarsa alan açılır.
Kaos büyürse dış müdahale meşrulaşır.
BU SADECE İRAN’IN SORUNU DEĞİL
Burada durup şu gerçeği görmek gerekir:
Bu model İran’a özgü değildir.
Aynı senaryo:
-
Irak’ta
-
Suriye’de
-
Libya’da
-
Ukrayna’da
farklı aktörlerle ama aynı mantıkla sahnelenmiştir.
Artık terör örgütleri yalnızca silahlı yapılar değildir;
küresel vekâlet savaşlarının mobil sokak aparatlarıdır.
Finans başka yerden gelir,
Talimat başka merkezden verilir,
Bedel ise her zaman o ülkenin halkına ödetilir.
Dün Venezuela, bugün İran…
Peki yarın kim?
Bu soruyu artık yalnızca hedef alınan ülkeler değil, bütün dünya sormak zorunda. Çünkü yaşananlar tekil krizler değil; küresel bir dizaynın parçalarıdır. Ve bu dizaynda hiçbir ülke, ne müttefikliğiyle ne de tarafsızlığıyla güvende değildir.
Bugün açıkça görülüyor ki dünya, klasik savaşlar çağından çıkmış; ekranlardan yönetilen, algoritmalarla yönlendirilen, krizlerle şekillendirilen yeni bir kaos düzenine sokulmuştur.
ABD’NİN VENEZUELA–İRAN ÇIKIŞI: MESAJ KİME?
ABD’nin Venezuela ve İran üzerinden verdiği mesaj yalnızca bu iki ülkeye değildir.
Mesaj şudur:
“Kuralları ben koyarım, bedelini siz ödersiniz.”
Enerji, finans, yaptırım, medya ve sosyal platformlar…
Hepsi aynı merkezden aynı senaryonun parçaları gibi devreye giriyor.
Bu bir rejim değiştirme operasyonu değil sadece;
Bu, devletleri yıpratma, toplumları bölme ve ülkeleri yönetilemez hâle getirme stratejisidir.
Yani hedef ülkeler değil; ulus-devlet fikrinin kendisidir.
KATİL İSRAİL ÜZERİNDEN YAKILAN ATEŞ
ABD, sahada kirlenmemek için ateşi başkalarının eline tutuşturuyor.
Bugün bu elin adı açıkça İsrail.
Ortadoğu’nun sürekli kaynaması, Filistin’in bitmeyen acısı, Lübnan, Suriye, İran hattındaki gerilimler tesadüf mü?
Hayır.
İsrail, bölgesel bir aktör değil; küresel bir tetikleyici olarak konumlandırılıyor.
Ve her patlayan kriz, ABD için yeni bir müdahale gerekçesi, yeni bir silah pazarı, yeni bir finansal manevra alanı demek.
Dünya ateşe verilirken, Washington uzaktan “düzeni sağlama” rolü oynuyor.
ABD–İNGİLTERE RESTLEŞMESİ GERÇEK Mİ, OYUN MU?
Son dönemde ABD–İngiltere hattında yaşanan gerilimler dikkat çekici.
Peki bu bir çatlak mı, yoksa kontrollü bir tiyatro mu?
Asıl soru şu:
Darboğazdaki ABD ekonomisi, yeni bir küresel krizle mi nefes almaya çalışıyor?
Unutmayalım!
-
Büyük krizler, büyük para transferleri yaratır
-
Savaş ihtimali, dolar talebini artırır
-
Kaos, silah ve enerji lobilerini besler
O hâlde sormak zorundayız:
Bu restleşmeler gerçekten bir ayrışma mı, yoksa Batı içi rol paylaşımı mı?
Bunu zaman gösterecek. Ama tarih şunu söylüyor:
Batı, kendi krizini her zaman başkalarının yıkımıyla ertelemiştir.
TURUNCU DEVRİMLER VE DİJİTAL DARBE DÜZENİ
Bugün tanklar sokaklara girmeden önce trend listeleri hareketleniyor.
Sokaklardan önce zihinler işgal ediliyor.
ABD’nin “demokrasi ihracı” söylemi artık açıkça turuncu devrimler, dijital algı operasyonları ve sosyal medya kaoslarıyla ilerliyor.
Soru net:
Bu ateş sadece Doğu’yu mu yakacak, yoksa Batı da kendi eliyle tutuşturduğu yangında yanacak mı?
Toplumları sürekli kutuplaştırılan, devlet otoriteleri yıpratılan, ekonomik dengeleri bozulan bir Batı…
Bu senaryo artık hiç de uzak değil.
PEKİ YA RUSYA, ÇİN ve ABD ARASINDA GİZLİ BİR DENGE Mİ VAR?
En kritik soru belki de bu.
Gerçekten bir küresel çatışmaya mı gidiyoruz,
yoksa büyük güçler arasında örtük bir iş bölümü mü var?
-
ABD kaos üretir
-
Rusya askerî denge kurar
-
Çin ekonomik boşlukları doldurur
Bu ihtimal artık masada.
Çünkü büyük güçler kavga ederken değil, anlaşırken dünya en çok bedel öder.
HİÇBİR ÜLKE GÜVENDE DEĞİL
Dün Venezuela, bugün İran…
Yarın başka bir ülke.
Belki enerji zengini bir ülke,
Belki jeopolitik kavşakta bir devlet,
Belki de “fazla bağımsız” kararlar alan bir hükümet.
Artık mesele şu değildir:
“Bize sıra gelir mi?”
Asıl soru şudur:
Hazır mıyız?
Çünkü bu yeni düzende beka, yalnızca askerî güçle değil; dijital egemenlikle, toplumsal bilinçle ve stratejik akılla korunur.
Dünya yanıyor.
Ve yangını çıkaranlar, itfaiyeci rolüyle sahnede.
Gerçek olan tek şey var:
Bu oyunda seyirci kalanlar, enkazın altında kalır.
Ekonet Haber Taraftar Değil, Haberciyiz