İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ile yürütülmesi planlanan kritik diplomatik görüşmeler öncesinde Tahran’ın temel şartlarını kamuoyuyla paylaştı. Pakistan’ın arabuluculuğunda gerçekleşmesi beklenen temaslar öncesi konuşan Kalibaf, müzakerelerin başlayabilmesi için iki önemli konunun öncelikli olarak çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bu şartlar arasında Lübnan’da kalıcı bir ateşkes sağlanması ve İran’a ait yurtdışında dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması yer alıyor.
Kalibaf, söz konusu iki başlığın daha önce taraflar arasında mutabakata varılmış olmasına rağmen hayata geçirilmediğini belirterek, bunların artık birer “ön koşul” haline geldiğini ifade etti. İranlı yetkiliye göre bu adımlar atılmadan masaya oturulması mümkün değil. Bu açıklama, müzakere sürecinin ne denli hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Diplomatik sürecin arka planında, ABD ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan gerilim ve ardından 8 Nisan’da ilan edilen geçici ateşkes bulunuyor. Ancak bu ateşkesin kalıcılığı henüz garanti altına alınmış değil. Özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi, bölgede tansiyonun düşmesini engelliyor ve müzakere sürecini kırılgan hale getiriyor.
11 Nisan’da yapılması planlanan görüşmelerde İran heyetine Kalibaf’ın başkanlık etmesi beklenirken, ABD tarafını Başkan Yardımcısı James David Vance temsil edecek. Bu toplantının en önemli hedefi, halihazırda yürürlükte olan geçici ateşkesi kalıcı bir anlaşmaya dönüştürmek olacak. Ancak tarafların beklentileri arasındaki ciddi farklılıklar, uzlaşma ihtimalini zorlaştırıyor.
Sürecin başlangıç noktası, ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı bir teklif oldu. “15 maddelik çözüm paketi” olarak anılan bu öneri, İran’ın nükleer programını tamamen sonlandırmasını, uranyum stoklarını ülke dışına çıkarmasını ve balistik füze kapasitesini sınırlandırmasını öngörüyor. Washington yönetimi bu şartları bölgesel güvenlik açısından zorunlu görürken, Tahran yönetimi teklifi sert bir dille eleştirdi.
İran, söz konusu planı “teslimiyet belgesi” olarak nitelendirerek reddetti ve karşılık olarak 10 maddelik alternatif bir öneri sundu. Bu karşı teklifte, uluslararası yaptırımların kaldırılması, İran’ın sivil nükleer programının tanınması ve dondurulmuş varlıklarının iade edilmesi gibi talepler öne çıktı. Ayrıca dikkat çeken bir diğer madde, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler için yeni bir ücretlendirme sistemi oluşturulması oldu.
Öte yandan ABD cephesinden gelen açıklamalar, sürecin belirsizliğini artıran unsurlar arasında yer alıyor. Trump, İran’ın sunduğu öneriyi “mantıklı” bulduğunu ifade ederken, Beyaz Saray ve Başkan Yardımcısı Vance aynı planı kabul edilemez olarak değerlendirdi. Bu çelişkili mesajlar, Washington yönetiminin henüz net bir strateji belirleyemediği yönünde yorumlara neden oldu.
Ateşkesin kapsamı konusundaki anlaşmazlık ise müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığını açıklarken, ABD tarafı bu iddiayı reddetti. Bu durum, taraflar arasında temel konularda bile görüş birliği sağlanamadığını gösteriyor.
İddialara göre Trump başlangıçta ateşkesin bölge geneline yayılmasını destekliyordu. Ancak daha sonra Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından bu tutumunu değiştirdi. İsrail’in güvenlik kaygıları doğrultusunda yapılan bu politika değişikliğinin, müzakere sürecine doğrudan etki ettiği belirtiliyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında, İran ile ABD arasında yürütülen diplomatik sürecin oldukça hassas ve çok katmanlı olduğu görülüyor. Kalibaf’ın ortaya koyduğu şartlar, Tahran’ın müzakerelerde taviz vermeye yanaşmayacağını gösterirken, Washington cephesindeki görüş ayrılıkları da sürecin seyrini belirsiz kılıyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak görüşmeler, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler açısından değil, Orta Doğu’daki genel güvenlik dengesi açısından da kritik bir rol oynayacak.
Ekonet Haber Taraftar Değil Haberciyiz