Aziz DAĞTEKİN Yazdı
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın son açıklamaları, Washington yönetiminin Ortadoğu’da kime sırtını dayadığı, kimin üzerinden vekâlet savaşı yürüttüğünü artık gizleme gereği duymadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Barrack, YPG’yi doğrudan “bizim müttefikimiz” ilan ederek, ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’ye ve bölgedeki istikrar arayışına karşı açıkça hasmane bir pozisyon aldığını beyan etmiştir.
Bu ifadeler, Washington’un terör örgütü PKK’nın türevi olan SDG/YPG’yi “meşru ortak” kılma planının son aşamasıdır. ABD, Ortadoğu’yu dizayn ederken en kirli aracı eli kanlı yapılardan seçmekte, bunu da “IŞİD’e karşı mücadele” kılıfıyla meşrulaştırmaktadır. Oysa herkes bilmektedir ki, PKK’nın Kandil’deki uzantıları ile Suriye’deki YPG kadroları arasında tek fark harflerdedir. Washington’un “artık PKK ile ilgisi yok” masalı, kendi kamuoyunu ve AB ülkelerini uyutmaya yönelik bir tiyatrodan ibarettir.
ABD’NİN HESABI, İSRAİL’İN ÇIKARI
ABD’nin bölgede YPG’ye yatırım yapmasının arkasında, sadece Suriye’nin geleceğini dizayn etme çabası yoktur. Bu aynı zamanda İsrail’in güvenliğini tahkim etmeye yönelik uzun vadeli bir stratejidir. Parçalanmış, kantonlara bölünmüş, merkezi otoriteden yoksun bir Suriye, yalnızca Tel Aviv’in çıkarlarına hizmet eder. Çünkü bölünmüş Arap toprakları, İsrail’in “güvenlik kuşağı” anlamına gelir. Washington, YPG’yi koruyarak aslında İsrail’e kalıcı bir koridor açmakta, bu koridorun Türkiye’nin güvenliği pahasına genişlemesine göz yummaktadır.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU VE TEHDİT ALGISI
Barrack’ın ifadelerinde “Türkiye kaçınılmaz ortak” vurgusu, aslında bir çelişkinin itirafıdır. ABD, bir yandan Türkiye’yi NATO içinde tutmak ve kendi çıkarları için vazgeçilmez görmekte, diğer yandan Türkiye’nin en hassas güvenlik kaygısını yok sayarak, doğrudan düşman tanımladığı örgütlere silah ve siyasi meşruiyet vermektedir. Bu durum, ittifak hukukunun en ağır ihlali anlamına gelir.
Ankara, bu ihanet karşısında artık sadece sert açıklamalarla yetinemez. Çünkü ABD, sahada binlerce TIR dolusu ağır silahı YPG’nin eline teslim etmiş, bu silahların önemli bir kısmı PKK kanalıyla Türkiye topraklarında Mehmetçiğe doğrultulmuştur.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ ZORUNLU HAMLELER
Türkiye, ABD’nin bölgede kurguladığı kanlı oyunu bozmak için gecikmeden şu adımları atmalıdır:
- Şam ile Açık İttifak: Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak adına Şam yönetimiyle doğrudan işbirliğini resmileştirmeli, sahada ortak operasyon planlamalıdır.
- ÖSO ve Arap Aşiretleriyle Ortak Cephe: ABD’nin vekil güçlerini izole etmek için, Türkiye öncülüğünde Arap aşiretleri ve ÖSO unsurları ile koordinasyon artırılmalıdır.
- Askerî Hazırlık ve Operasyonel Kararlılık: Kanal fareleri gibi tünel kazarak bölgeyi işgal etmeye çalışan YPG’ye karşı, Türkiye’nin yeni bir sınır ötesi operasyonu kaçınılmaz görünmektedir. Bu operasyon yalnızca sınır güvenliği değil, aynı zamanda bölgesel denklemin yeniden kurulması açısından da stratejik olacaktır.
- Diplomatik Şok Doktrini: Ankara, NATO ve uluslararası platformlarda ABD’nin çifte standardını ifşa etmeli; Washington’un “müttefiklik” kavramını nasıl iğdiş ettiğini dünyaya ilan etmelidir.
ZAMAN DARALIYOR
ABD, Ortadoğu’da barış istemiyor. Çünkü barış, İsrail’in işine gelmez; istikrar, YPG’nin yok olması demektir. Washington’un YPG’yi kendi “ gayrimeşru çocuğu” ilan etmesi, Türkiye’nin sabrını test etmektedir. Ankara’nın sabrı ise tükenmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son uyarısı boşuna değildir: “Kılıç kınından çıkarsa, kaleme ve kelama yer kalmaz.” Eğer ABD, müttefiklik hukukunu hiçe sayarak YPG’ye kol kanat germeye devam ederse, Türkiye’nin elinde tek seçenek kalacaktır: oyunu bozmak ve terörün yuvalandığı tünelleri toprağa gömmek.
Bu, yalnızca Türkiye’nin güvenliği için değil; aynı zamanda bölgedeki kalıcı barışın tesis edilmesi için de tarihî bir zorunluluktur. Ve unutulmamalıdır ki: ABD yanlış ata binmektedir. Türkiye, ne İran’a, ne Irak’a ne de başka bir devlete benzer. Türk milleti vatan söz konusu olduğunda can verir, can alır. Karşısına ister ABD, ister başka bir emperyal güç çıksın, fark etmez. Her kim Anadolu’ya, Misak-ı Milli sınırlarına ve milletimizin varlığına kastederse, tarihin çöplüğünde diğerleri gibi kaybolmaya mahkûmdur.
Türkiye, kargadan başka kuş tanımaz; dostluğunu kıymet bilenle paylaşır, ihaneti ise en ağır şekilde cezalandırır. Bu, ABD değil kralı olsa bile değişmeyecek bir hakikattir. Türkiye, kararlılığından asla taviz vermez; hiçbir güçten çekinmedi, çekinmez, çekinmeyecektir.