Aziz DAĞTEKİN Yazdı
Ev yıkılmış…
Cepte Audi Q3 anahtarı.
Halkçılık dediğin bu olsa gerek.
“Evimiz kentsel dönüşüme girdi, sokakta kaldık” diyerek belediye tesisine yerleşiyorsun,
sonra “sokak”tan direksiyon başına geçip 2,8 milyonluk arabayla şehir turu atıyorsun.
Bu mu sosyal belediyecilik?
Yoksa İstanbullunun vergisiyle yapılan Airbnb mi?
Bir yanda “Ben mağdurum” cümlesi, öte yanda rezidanslar, döviz transferleri, kripto hareketleri, sessiz sedasız daireler…
Hani nerede o gariban edebiyatı?
Meğer garibanlık banka dekontuna kadar sürüyormuş.
Kadıköy’ün göbeğinde daire al, 150 bin TL gönder, kalanını “evren halletsin”.
İBB tesisinde kalıyorum de, ama Audi Q3 ile gez. Bu artık sınıf atlamak değil, sınıfla dalga geçmek.
Bir de işin en trajikomik tarafı var:
Aynı projede, aynı adreslerde, aynı “tesadüfler”.
Buna halk arasında ne denir biliyor musunuz?
“Pişti.”
Ama bu pişti tavada değil, İstanbul’un kasasında.
CHP yıllarca ne dedi?
“Biz şeffafız, biz temiziz, biz halkız.”
Sonra ne oldu?
Halk, yalnızca seyirci kaldı.
İstanbul’un parasıyla dönen bu hikâyelerde en büyük kaybeden ne muhalefet içi klikler,
ne siyasetçiler…
En büyük kaybeden umut.
Çünkü artık sorulan soru şu:
“Bunlar mı değişim?”
Ve cevap sessiz: Sessiz…
Çünkü konuşan artık halk değil.
Konuşan tapu kayıtları,
konuşan banka dekontları,
konuşan anne üstünden dolaştırılan transferler,
konuşan “yanlışlıkla” kriptoya uğrayıp iz kaybettiren paralar.
Bir tuşa basılıyor, para anneye uğruyor, oradan başka hesaba sıçrıyor, sonra blockchain’de buharlaşıyor.
Buna fakir mahallede ne denir biliyor musunuz?
“Parayı yıkamak.”
Ama bakın, sabun farklı: Rezidans sabunu, döviz köpüğü, kripto parfümü.
Ev yoktu güya…
Ama daireler var.
Sokakta kalmışlardı sözde…
Ama Beylikdüzü’nde metrekareler sıcacık.
Halk ekmek kuyruğunda, “mağdur” anlatısı gayrimenkul portföyü yapıyor.
Ve cevap hâlâ sessiz: Çünkü bu hikâyede motor sesi değil artık, para transferi bildirimleri konuşuyor.
Ekonet Haber Taraftar Değil, Haberciyiz